how to make a site


AŞK BİR PATALOJİ MİDİR ?

         Bazı ruh sağlığı profesyonellerinin aşkı patolji olarak gördüklerini işitmişliğim var. Literatürün tanı kriterleri kitaplarına pataloji olarak girmemiş olsada aşk patolojik bir olgu mudur gerçekten ? Insanın karşı cinse hissettiği çoşku hali aşk olarak mı tanımlanır yoksa başka tanımlamaları da var mıdır? Sanırım bu herkesin algısına göre değişiyor.

        Çocukluğumuızdan beri şiirlerde, edebi eserlerde ya da filmlerde inanılmaz yüce, her şeye göğüs gererek yaşayabilen ve sonsuza kadar süren aşk, gerçek hayatta ve biz sıradan insanlarca yaşanılası bir şey midir ? Belki de edebiyatın derin duygulu hayalleri bizi kandırıyordur. 21 yıllık terapistim. Terapi odası denilen bir yerde akşama kadar oturur, karşıma gelen insanları dinler, anlamaya ve derinlerinden gelen iç seslerini duymaya çalışırım.

        Kelimelerinin arkasındaki satırları okumak, derinliklerindeki, kendilerinin bile farkında olmadıkları çatışmaları görerek fark etmelerini sağlamaktır işim ve inanın şu ana kadar, aşk kadar yoğun çatışmalar yaratan, egonun daha cengaver bir şekilde kendi istekleri için çaba sarfettiği bir alan daha görmedim. Insanlardan aşkı tanımlamalarını istesek bir yığın farklı tanımalama duyarız belki ama yaygın kanı insanı inanılmaz bir şekilde mutlu eden, ayaklarını yerden kesen, uğruna her şeyin feda edilebileceği, her şeyden vazgeçilebileceği, içindeki iki kişi ve birbirlerine hissettikleri duygu dışında her şeyi anlamsız kılan bir şey. "şey" kısmına ne yazacağımı bilemedim. Yani o kadar katogorize edilemez geliyor bana. Aşık kişiler sadece onun sayesinde tamamen mutluluğa ulaşabileceklerine ve ihtiyaç duydukları tek şey olduğuna inanırlar. Sanırım patoloji de işte burada başlıyor.

        Aşk en değerli olmak ister, en özel olmak ister. Hep birinci sırada olmak, her zaman en önce düşünülen olmak ve herkesten önce gelmek, hatta bazen diğer yarım dediği kişiden de önce gelmek ister. Sevgi, ne kadar öncelik gördüğüne göre ölçülür. "Beni seviyorsa önce beni düşünürdü, o şöyle ister o zaman öyle yapayım derdi" der. Önceliğe giremediği zamalarda alınır, küser. Güzel bir duygu yaşayan iki birey olmak istemez, tek beden, tek ruh olmak ister. Oysa insan "çok ilişkisel" bir varlıktır. Aşık olmazdan önce evlattır, kardeştir, arkadaştır. 

        Sevdikleri, sevmedikleri, istedikleri, beğenmedikleri, işi-gücü, hedefleri kısaca bir kimliği vardır. Aşkın mutluluk ve huzur getirebilmesi için içine akılcılık girmek zorundadır. Birey olunması ve kimliklerin yaşamasına izin verilmesi şarttır. Yoksa aşk kendini ve mağduru olan iki kişiyi yavaş yavaş tüketir. O aşık kişiler, anlamamak, anlaşılamamak, egolarının iktidar savaşı ve sinir harbinin içinde boğulur giderler. Çözüm bulmak yerine haklı çıkmak baş tacı edilir. Haklı çıkınca diğeri hatasını kabul edecek ve tamamen uysal, her şeyi istenildiği gibi yapar hale gelecek zannedilir. Istenen ve uğruna savaşılan da budur. Ve tüm bu patolojik istekler aşk kisvesi altında normalize edilmeye çalışılır. Öyle ya aşkın yaşanma şekli budur patolojik inanca göre. Oysa mutlu bir ilişkinin içinde karşısındakinin bireysel haklarını, isteklerini, ihtiyaçlarını, duygularını önemseme vardır. Dinleme, anlama, sevme ve destek olma vardır. Kimliğe saygı duyma, birey olma ve birey olunmasını onaylama vardır. Bir insan sahibi olabilmek için sevilmezki, paylaşmak, kucaklamak, desteklemek, yaslanmak, yaşamak için sevilir. O sürekli sözünü ettiğimiz ama nerede kullanacağımızı bir türlü bilemediğimiz empati denen şeyi raftan indirip kullanma zamanıdır. O zaman ilişki de, hayat da gerçekten yaşanılası bir yer olacaktır. Kendimizi de, karışımızdakini de anladığınız mutlu ilişkilerimiz olur umarım.

TÜM MAKALELER

YAZAR BİLGİLERİ

Uzm. Psikolog Semra EKİNCİ