bootstrap buttons

KADINDA CİNSEL İSTEKSİZLİK

         Cinsel istek bozukluğu kişinin yaşı ve yaşam koşulları dikkate alınarak , sürekli olarak ya da tekrarlayıcı bir biçimde cinsel fantazi ve cinsel etkinlikte bulunma isteğinin az olması ya da hiç olmaması durumudur. Diğer bir deyimle cinsel hayaller kurmak , cinsel konularda konuşmak ,cinselliği hatırlatan hemen her şeye karşı istekte bir azalma ya da hiç istek olmaması durumudur.Kadının cinsel eylemi oluşturacak ortamı hazırlama, oluşturma, cinselliği başlatma ile ilgili hevesi yoktur ya da azalmıştır.

           Cinsel istekte birden fazla neden hep birlikte rol oynar. Bu nedenle cinsel isteği değerlendirirken kültürel, sosyal, dini, psikolojik, bedensel bütün etkenler gözden geçirilmelidir.Cinsel istek sorunu olduğunda , cinsel uyarılmanın diğer evrelerinde yaşanan sorunlardan daha ağırlıklı olarak kişinin , partnerinin ve ilişkisinin değerlendirilmesi gerekir.

          Cinsel isteksizlik ergenlik döneminden itibaren herhangi bir dönemde kendiliğinden başlayabileceği gibi , yaşam koşullarındaki zorluklar, eşle yaşanan problemler, yas dönemi, depresyon, ilaç kullanımı, bedensel hastalıklar gibi nedenlere bağlı olarak sonradan da ortaya çıkabilir.

          Cinsel isteksizliğin temel dinamikleri şöyle formüle edilebilir : Kadın kendisini bir erkekle cinsel haz yaşamaya bırakma konusunda bilinçdışı bir çatışmaya sahiptir. Görünüşe göre bu bozuklukta belirli tek bir çatışma yoktur. Bu bozuklukta zarar görmeye dair derin ödipal korkular , genel olarak erkeklere ya da söz konusu belli bir erkeğe karşı hissedilen düşmanlık, kendini duygularına kaptırdığında yaşayabileceği reddedilme korkusu, performans kaygısı, erotik suçluluk yer alabilir.Bu çatışmalara karşı geliştirilen savunmalar belirgin bir biçimde kadını karşılık vermekten alıkoyar. Kadın yeterince uyarılmaktan kaçınır ya da partnerinin onu uyarmasını engellemese bile uyarılmaktan zevk almaya karşı algısal savunmalar geliştirir.Genel anlamıyla kendisinin erotik duygular yaşamasına izin vermez , partnerine karşılık vermeye farkında olmadan engel olur ve kendini cinsel deneyimden zevk almaktan alıkoyar.

         Cinsel ketlenme yaşayan pekçok kadın , partnerinin cinsel doyumuyla aşırı derecede ilgilenirken kendisininkini ihmal etmektedir.Kişi, istenen niteliklerdeki fedakarlık -sevdiğine karşı duyarlı olmak ve onun duygularıyla ilgilenmek - ile karşısındakine keyif verme ve hizmet etme kaygısı içinde kendi duygularının nevrotik, olgunlaşmamış, saplantılı ihmali arasında ayırım yapmak zorundadır.İkinci durum , özünde karşı cinsle mazoşist bir yapıda ilişki kurmaktır. Bu, yoğun kaygıdan kaynaklanır. Genellikle mazoşist kişi , yetersizlik ve kendini sevmemeye dair şiddetli duygulara sahiptir. Çekici bir partnerin onu seveceğine ve olduğu gibi - cinsel, duygusal ve gerçek kişiliğini - kabul edeceğine tam anlamıyla inanamaz. Partnerine daima hizmet etmek, haz vermek ve onu memnun etmek zorundadır. Kendisi gevşememeli ve haz almamalıdır. Kadın reddedilmekten çok korktuğu, çok güvensiz olduğu, çok suçluluk duyduğu için hazdan pay almaktan çok vermekle meşguldur.Böyle biri, kendini erotik hazlara bırakma konusunda büyük sıkıntılara sahiptir. Partneri kadının mazoşizmini çoğunlukla farkında olmadan cazip bulur ve alttan alta devam ettirir. Kendisine hizmet etmesine , haz vermesine ve onu tatmin etmesine izin verir. Bu da temelde kendine güvensiz bir partnerin minumum kaygıyla hareket etmesini sağlar.

          Zarar verme ya da fiziksel şiddet yoluyla uyarılma gibi uç noktadaki bir his olarak değil de cinsel özveri şeklindeki cinsel mazoşizm bir dereceye kadar erkek odaklı kültürümüzde çok yaygındır. Erken dönemden itibaren bizlere cinsel hazzın erkeğin hakkı olduğu öğretilmiştir. Kadın kendini mümkün olduğunca çekici ve haz verici bir hale getirmelidir.Kadının da biraz haz alması kabul edilebilir, ama sadece erkeğe tam anlamıyla hizmet ederken. Oysa bu kültürel mazoşizmin ötesinde, cinsel isteksizlik yaşayan kadınlar, genellikle psikolojik açıdan mazoşist ve saplantılı derecede verici - isteyemeyen ya da alamayan - bir eğilim gösterir. Bu güvensizlikler yanlış algılanan ve örseleyici çocukluk deneyimlerinden ve bunlara nevrotik bir şekilde adaptasyon sağlanmasından kaynaklanmaktadır.

Bu durumda psikoterapi, kendine zarar veren cinsel davranışı açığa çıkararak çözümlemek , daha da önemlisi çoğunlukla sorunun temelinde yatan düşük özsaygıyı düzeltmek için planlanır.Ayrıca eşteki herhangi bir psikopatolojiye karşı dikkatli olmak çok önemlidir. Mazoşist kadınların eş ve sevgililerinin bazıları, kadınların haz almamasına bilinçdışı bir yatırım yapmaz. Bu partnerler, eşleri istekli olduğunda daha mutlu olurlar. Oysa diğer partnerler, kendi güvensizliklerinden dolayı eşlerinin mazoşizminden bilinçdışında bir mkltar doyum elde ederler . Böyle vakalarda bu dinamik ele alınmalıdır, yoksa partner muhtemelen tedaviyi sabote eder.

          Partner reddi , kadınlardaki cinsel isteksizlikte , özellikle bu bozukluk durumsal ise, altta yatan bir başka yaygın nedendir. Bazı kişiler cinsel ve duygusal tepkilerini büyük ölçüde birbirinden ayrı tutabilir. Partnerleriyle aralarında kopuk ya da olumsuz bir duygusal bağ olsa bile cinsel deneyim yaşayıp zevk alabilirler.Bazı kişiler ise bunu yapamaz. Cinsel terapiye başvuran kimi isteksiz kadınlar, eşlerine yoğun bir öfke duyduklarının ya da en azından karışık duygular beslediklerinin farkında olmayabilirler.Bu duygular , eşlerine verdikleri cinsel yanıtı engeller. Zaman zaman partner reddi davranışsal olarak atlanabilir ve kadın çelişkili duygularına rağmen cinsel olarak yanıt vermeyi öğrenebilir. Diğer durumlarda , öfke, cinsel isteğin önünde başa çıkılmaz bir engel oluşturur . Eşe karşı düşmanlık , ona haz vermeyi ve haz almayı engelleyebilir.Bir kadın bir ilişki konusunda son derece çelişik duygular taşıyorsa ; kendini sömürülmüş, aldatılmış, tuzağa düşürülmüş hissediyorsa; eşe haz vermeye ve haz almaya karşı yoğun bir direnç gelişebilir.Böylece o ya da bu şekilde başarısız, beceriksiz veya sabote edici olur.Düşmanlık besleyen ve çelişik duygular taşıyan kişiler partnerlerinin kendilerini uyarmasına izin vermezler. Böyle kişiler için uyarılma katılım ile eş anlamlıdır - ki onların temelde direnç gösterdikleri şey budur.Bu öfke, psikoterapötik açıdan çözümlenmelidir. Kadında cinsel isteğin önündeki yaygın engellerden olan ödipal sorunların ve cinsel haz hakkında duyulan suçluluğun neden olduğu yoğun bilinçdışı cinsel çatışmalarda da benzer yöntemler uygulanır.

         Kadın gelişim yıllarında çok zarar görmüşse, yabancılaştırıcı savunmalarla kendini başka bir zarara karşı koruyabilir. Yalnızlaşır ve yakınlaşmaktan kaçınır.Yakınlaşmayı ve sevgiyi zorlayıcı bir şekilde teşvik eden bir cinsel deneyim , savunmalarını tehdit ettiğinde , yoğun bir kaygı ve kızgınlık yaşayabilir.

         Kendine güveni olmayan bir kadın becerememekten, hissedememekten korkacak ve haz alıp verme konusunda kendini umutsuz hissedecektir. Güven verme ve düzeltici deneyimler, kendini cinselliğe bırakmanın önündeki bu engeli zayıflatabilir.

         Kaygılı durum da cinselliği engelleyen en önemli etkendir. Kişide kaygının yanında takıntılı düşünceler de olabilir. İlk olarak , hasta , takıntılı düşüncelerin genellikle kaygının bir dışavurumu olduğu gerçeğiyle yüzleştirilir . Danışana geçici süre '' bencil olması '' ve sadece kendi duygularına yoğunlaşması öğütlenir.Dirençleri geçmenin bir diğer yöntemi de uyarılırken zihnini fantazilerle başka bir tarafa çekmesini önermektir.

         Ayrıca hazza yönelik genel, cinselliğe yönelik özel bir suçluluk duygusu toplumumuzda yaygındır. Bazı kişiler sevilip okşandığında , ortaya çıkan haz suçluluk uyandırır. Böyle bir kişinin cinsellikten keyif alma konusunda kendini özgür hissedebilmesi için bu tür suçluluk duygusuna karşı kullanılan savunmalar terapi seanslarında çözülmelidir.

         Cinsel istek azlığında kadının yaşı önemli bir faktördür. Yaş ilerledikçe cinsel istek ve ilişki sıklığında kısmi bir azalma olabilir. Bu durum doğal olarak kabul edilmeli, bir hastalık gibi algılanmamalıdır.

         Ruhsal hastalıklar da cinsel istek bozukluğunu etkiler. Cinsel istek azlığına neden olan hastalıklar arasında depresyon başı çeker. Depresyonun kişinin her alanda isteğinin, keyfinin azaldığı bir durum olduğu düşünüldüğünde bu beklenen bir sonuçtur. Bazen cinsel isteksizlik depresyonun ilk belirtisi de olabilir. Ayrıca, depresyon tedavisi sırasında kullanılan ilaçların bir kısmı cinsel yanıt döngüsünü olumsuz yönde etkiler. Bu nedenle depresyonun hem belirti hem tedavi döneminde cinsel isteksizlik yakınması oluşabilir. Bazı hastalıklarda kullanılan ilaçlar da cinsel isteği bozabilir. Cinsel isteksizlik genellikle uyarılma ve orgazm bozukluğu ile birliktedir. Yaşanan ve tekrarlanan herhangi bir olumsuz deneyimin kadınlarda zamanla cinsellikten soğuma ve uzaklaşma oluşturması beklenebilir.

        Evli veya sürekli olarak bir erkekle ilişkisi olan kadınların cinsel isteksizliklerinin bir nedeni de aslında kendi cinslerine yakınlık duymaları , lezbiyen eşcinsel kimlikleri olabilir. Kendi cinslerine karşı olan isteklerine ket vurup kendilerini karşı cinse yönlendirmeye zorlarlar, çalışırlar. Bu grubun aslında cinsel isteği vardır. Eşcinselliğini yaşama geçirmesi evresinde yaşayacağı güçlüklere bağlı cinsel isteksizlik olabilir.

        Kadında cinsel isteksizlik sorunu varsa mutlaka yaşadığı ilişkinin cinsellik dışındaki boyutları da değerlendirilmelidir. Eşiyle mutsuz, huzursuz olan, istemeden evlendirilmiş olan, eşinden veya partnerinden kötü muamele , psikolojik , fiziksel veya duygusal şiddet gören, aldatılan, ilişkisinde anlaşılmadığını düşünen, ilişkisinin cinsellik dışındaki alanlarında paylaşım hissetmeyen, ilşki ile ilgili beklentileri karşılanmayan bir kadında cinsel isteksizliğin olmaması nadir görülen bir durumdur.

       Geleneksel, cinsellik açısından baskıcı ahlakçı kültürlerde yetişmiş olma , cinsel gelişimin ketlenmiş olması , kadınlarda cinsel isteksizlik gelişmesi açısından önemli risk faktörleridir. Kendi bedenine ve cinselliğine yabancılaşmış, cinselliğini hayatı boyunca baskılamış, cinsel isteğini gösterdiğinde kendisini kötü hisseden,istemediği biriyle evlendirilmiş kadınlar açısından cinsellik çoğunlukla haz yaşanan bir eylem olmaktan çıkar, tercih edilmeyen , istenmeyen bir zorunluluk halini alır.

      Cinsel istek bozukluğunun tedavisinde sadece cinsel sorunların değil, ruhsal sorunların da tedavisi gerektiğinden bu tedavide deneyimli klinisyenlere gereksinim duyulur. Cinsel isteği değerlendirme ölçütünün ne olacağı uzun yıllar tartışılmıştır. Önceleri cinselliği isteme sıklığı , orgazma ulaşan cinsel birliktelik sıklığı gibi ölçütler cinsel isteği tanımlamada kullanılmıştır. Son zamanlarda kişinin mevcut cinsel etkinliği ile hedeflediği cinsel etkinliğinin birlikte değerlendirilmesi önemlidir.

TÜM MAKALELER

YAZAR BİLGİLERİ

Uzm. Dr. Gülsüm Alev TANVERDİ
Psikiyatri Uzmanı