bootstrap modal form

ÖFKE KONTROL GÜÇLÜĞÜ

Dış gerçekliğin; her zaman sizin önyargılarınızdan, beklentilerinizden ve arzularınızdan farklı olacağını kabul etmek için yeterince içsel olarak esnek olmadığınızda öfke gelir. Gerçekte öfkeniz, diğer insanları ve olayları kontrol etmeye çalışmanızın ve bunda başarısız olmanızın bir işaretidir. Diğer insanları ve olayları kontrol edemeyeceğinizi henüz fark etmemişsinizdir. Siz kontrol dışına çıkarsınız bu duygu sizi kontrol eder.

       Çoğu insan için öfke ifade edilmesi en güç duygulardan biridir. İnsan ilişkilerinde yaşanan acıların büyük kısmı çözülme olanağı bulamamış öfkeden kaynaklanır. Çoğumuz öfke duymanın hoş görülmediğini öğrenerek büyümüşüzdür. Ama şimdi bunun böyle olmadığını öğrenmemiz gerekiyor. Öfkenizi dile getirmeden içinize atabilirsiniz. Bunun sonucu olarak daha da depresif olursunuz. Her iki taraf da bundan zarar görür. Öfkeli olan sessizce içten içe yanar, diğer taraf da üzücü şekilde davranmayı sürdürür ve ilişkinin neden kötüye gittiğini anlayamaz. İnsan olduğunuzu ve öfkelenebileceğiniz gerçeğini kabullendikten sonraki aşama öfkenizi ifade etmenin mümkün olduğu kadar çok olumlu yolunu öğrenmektir, bunlar ne sizin için ne de çevrenizdekiler için yıkıcı yollar olmamalıdır. Öfkenizi espirili bir biçimde de ifade edebilirsiniz saldırganca da.

      Öfkelenmenin yerinde bir davranış olduğunu bilmemiz gerekir.''Yerinde öfke ne demektir?''. Mevcut durumla ilişkili öfke, yerinde öfkedir. Hiç hatanız olmadığı halde biri arabanıza çarparsa, birisi sizi kıracak bir söz söylediğinde veya çok basitçe ipliği iğneye geçiremezsek öfke duyabiliriz. Yerinde öfke , mevcut durum için geçerlidir; duygu olaya uyum göstermektedir.

       Saldırgan öfkenin ise olayla herhangi bir uyumu yoktur. Öfke yeşil ışık gibidir. Duyduğunuz öfke, vücudunuzdaki kimyasalların giderek arttığının ve daha da gerginleşmenize neden olacağının belirtisidir. Epinefrin , norepinefrin , kortizol ve testosteron hızla kana karışır ve kendinizi çok güçlü hissetmenize ve sonunda da saldırıya geçmenize neden olur. Konuşmanızın hızı artar, ses tonunuz yükselir. Tüm dikkatinizi sizi kışkırtan kişiye ya da duruma vermişsinizdir . Öfke mantıklı düşünerek tepki vermekten çok, çok hızlı hareket eden nörolojik bir yol izler. Eğer hemen tepki göstermemeyi başarabilirseniz, birkaç dakika sonra tepkiniz çok farklı olacaktır. Ancak duyduğunuz öfkenin yoğunluğu sorunun ciddiyeti konusunda size yanlış bilgiler de verebilir. Bu da, stresin birikerek artan etkisinden kaynaklanır. Fizyolojik sisteminiz bir kez rahatsız oldu mu, bunu hemen takip eden konu ne kadar önemsiz olursa olsun, bunun farkına varamazsınız. Öfkeniz arttıkça taşma noktasına gelir ve karakteristik olarak agresif bir davranış olan öfkenin patlamasıyla noktalanır. Taşmada, mantıklı düşünme yerini, sonucu düşünülmeyen davranışlara bırakır. Öfkeye neden olacak durumlardan kaçınmanın en önemli nedenlerinden biri, taşmayı ve sonrasında ortaya çıkacak zararları önlemektir.

       Öfke duygusunun yoğunluğu taşma noktasına gelmese bile, algılama ve düşünmede birtakım değişiklikler olmasına yol açar. Öfke, bilincinizde değişikliklere neden olur. Bu durumda da dünyaya bakış açınız değişir. Başkalarının kaygılarına kulak verme yeteneğiniz azalır, yeni bilgiler alma yeteneğiniz daralır. Her istediğinizi, bedeli ne olursa olsun, elde etme konusunda kararlı davranmaya başlarsınız. Ancak bu duygudan yola çıkarak eyleme geçmenin bedeli çok ağır olabilir. Öfkeyle yola çıkmak, hatta sorunlarla başa çıkmaya çalışırken bir parça bile sinirli olmak, başınıza sorun çıkarır.

       Öfke sorunlara karşı sizi uyarır. Acil durumlarda ortaya çıkan durum, ister fiziksel olsun, ister ahlaki bir durum ya da sınırlarınızın ihlali, duyduğunuz öfke derhal bir önlem almak amacıyla harekete geçer. Durup düşünür ve öfkenizin yatışmasını sağlarsanız, sakin bir diyoloğa başlayabilirsiniz. Arabayla ilerlerken kırmızı ışık yanınca öfkeden kıpkırmızı oluyorsak, işimizde ilerleme konusunda bir yorum yapıldığında yumruklaşmaya başlıyorsak verilen tepki olayla orantılı değildir. Genelde bu kişiler içlerinde , belki de çocukluklarından kalan bir öfkeyi dışa vurmaktadırlar.

       Çocukluk dönemiyle öfke arasındaki bağ nedir ? Yaşamımıza , kendi evrenimizin gerçek merkezi olan ana rahminde başlarız. Biz tamamen pasif kalırken, tüm gereksinimlerimiz yerine getirilmektedir. İlk büyük travma '' soğuk ve acımasız '' dünyaya atıldığımız doğumdur. Birden bire, karnımızın doyurulması ve altımızın değiştirilmesi için bağırıp ağlamamız gerekir. Olgunlaşma süreci içinde, çoğu zaman can sıkıcı bir deneyimden , kendi gereksinimlerimizi karşılamanın sorumluluğunu giderek daha fazla duymaya başlarız. Sonunda, kısmen can sıkan ve öfkeden oluşan bir süreç aracılığıyla olgunlaşırız.

       Çocukluğunuzda öfkenizi ifade etmekte özgür bırakılmışsanız ve bunu yapıcı yollardan gerçekleştirmişseniz , büyük olasılıkla içinizde '' safra '' sayılacak bir öfke biriktirmemişsinizdir. Ancak öfkenizi yapıcı bir şekilde ifade etmenize izin verilmemişse, aşırı öfkeli kişilerin arasında büyümüşseniz ya da normal sıkıntınızı anormal düzeye çıkaranlar olmuşsa etrafınızda o zaman çocukluk öfkesi bir birikim meydana getirmiş olabilir. Çocuklukta içinizde birikmeye başlayan öfke katmanlar halinde büyür ve en ufak bir olay, yerinde olmayan davranışa yol açabilir. Öfkesini her zaman orantısız bir biçimde ifade eden biri bazen arabayla birilerine çarpmak gibi şiddet içeren davranışlarda bile bulunabilir. Aslında bizler anne babamızın gösterdiği öfkenin aynısını göstermeyi öğreniriz. Belki pasif ( atılgan olmayan ), saldırgan ya da düşmanca bir biçimde, belki de doğrudan ama düşmanca olmayan ( atılgan ) yollardan ifade ederiz. Kimi zaman anne babamızın öfkesine bir tepki olarak ifade ederiz öfkemizi.

       Aynı zamanda, öfkeyi sıkıntı , reddedilmişlik, aşağılık duygusu, incinme ya da sevgisizlik gibi başka duygulara kalkan olarak ikincil bir duygu olarak da görebiliriz. Bu duygulara ulaşmak zor olabilir. Oysa öfke, sonradan kendimizi kötü hissetsek bile, o anda daha kolay ifade edebildiğimiz bir duygudur. Öfkenize başka duyguların karışıp karışmadığını anlamak için yoğun çaba harcamak önemlidir. Korku duyan kişiler için de öfke korkuyu yenmenin çok güzel bir yolu ve korkunun üstesinden gelebilmek için adrenalini yükseltmenin bir yöntemi olarak görünür. Bu nedenle korkanlar daha fazla öfke duyarlar. 

Öfke duymak ve öfkeyi ifade etmek yerinde olmanın yanı sıra yararlı ve üretkendir de. Çünkü öfke bizim öfkelendiğimiz kişiden vazgeçmemize ve olaydan duygusal olarak uzaklaşmamıza yardımcı olur. Öfkesini dile getirmeyen kişiler vazgeçme sürecini daha da uzatırlar, derin depresyona girerler , çıkmaza saplanırlar ve öfkeli oldukları kişiye karşı duydukları güçlü hisleri köreltemezler.

       Öfke, bazen de utanç duygusunu maskelemek için kullanılabilir. Bazı bireyler utanmaya eğilimlidirler, çünkü çocukken ana babaları ceza yöntemi olarak utandırma ve suçlama yöntemlerini kullanmışlardır. Bazen de insanlar, sonradan pişmanlık duydukları bir hata yaptıklarında, bu durumda ne yapacaklarını bilemedikleri için utanırlar ve bir insan hata yapar ve hatasını kabul etmezse öfkelenir. Öfke sırasında yaptıklarımızı göremeyecek kadar geçici bir körlük yaşarız, daha sonra öfkemiz yatışınca öfkenin neden olduğu hasarı açıkça görürüz. Karşınızdaki kişiye verdiğiniz acıyı görmenin sonunda ortaya çıkan duygu suçluluk, moral bozukluğu ve utançtır.

       Öfkelendikçe, durum hakkındaki görüşünüz de değişikliğe uğrayacaktır, bu duruma yansıtma denir. Yansıtmada konuştuğunuz kişiye bir sinema perdesi gibi davranırsınız. İçinizdeki duyguları karşınızdakine yansıtır ve onu karşınızdakinde görürsünüz. Örneğin , suçlamak gibi bir alışkanlığınız varsa öfkelendiğiniz kişiye '' Sen her şeyi benim hatam gibi görüyorsun, beni suçluyorsun '' dersiniz. Kendi hatalarınızı öfkelendiğiniz kişiye yansıttıktan sonra olanları fark ettiğinizde - özellikle öfkelendiğiniz kişi fark ettikçe - içine düştüğünüz durum oldukça utanç vericidir. Diğer yandan, durumu anlayamayan öfkelendiğiniz kişi için yansıtma , oldukça incitici bir durumdur. Yansıtma yoluyla , hem öfkelendiğiniz kişiyi, hem de kendinizi anlamanız olanaksız hale gelir. Yaşamdan beklentilerinizi elde etmede içgörü kazanmak, çok etkin bir yoldur.

       Öfkelendiğiniz zaman ne yapmanız gerektiğine karar verecek tek kişi sizsiniz. Öfkenizi yapıcı şekilde ifade etmek için kullanacağınız araçlardan biri '' Ben mesajları '' dır. '' Ben mesajları '' , '' Ben '' sözcüğüyle başlar ve diğer kişiyi öfkenizin kaynağı yapmak yerine duygularınızın sorumluluğunu sizin omuzlarınıza yükler. '' Ben mesajları '' aynı zamanda suçu diğer kişinin üzerine atarak kendi duygularınızı örtbas etmek yerine , gerçek duygularınızın ne olduğunu anlamanıza yardım eder. '' Ben mesajları '' nın en önemli işlevi, sizin duygularınızı bir başkasına iletebilmektir. Basit bir örnek verirsek '' Beni öfkelendiriyorsun '' yerine '' Böyle yaptığında öfkeleniyorum '' gibi.

       Düşmanca duyguları fiziksel olarak ifade etmek sorunu çözmez. Öfke saldırgan hareketlerle boşaltılamaz. İnsanlar çoğu kez öfke, hayal kırıklığı , veya üzüntü duygularını dolaylı ve acı veren yöntemlerle ifade ederler. Öfke duyduğumuz kişiyi kırmak, öcümüzü almak ve öfkemizi doğrudan onlara kusmak isteriz. Yastık yumruklayarak veya boş bir sandalyeye bağırarak değil, kendi içinizde veya dışınızda bir uzmandan yardım alarak, çözüm yolları bularak öfkeye neden olan sorunu çözebilirsiniz.

       Öfkenin bir üst aşaması ise bağışlamayı öğrenmektir. Burada bağışlamakla kastedilen sadece diğer kişiyi değil, kendinizi de bağışlamayı öğrenmek demektir. İşin özüne bakılacak olursa , biz kendimize de kızgınızdır. Bu öfke, başkasının değil, sizin kendi duygunuz olduğu için ondan siz de sorumlusunuzdur. Her ne kadar öfkeyi bir başkasının üzerine yöneltmek sürecin bir parçasıysa da ( depresyona neden olma olasılığı kuvvetli olan öfkeyi içimizden atma kısmı ) zaman içinde bu öfkenin sorumluluğunu kendiniz üstlenmeniz gerekecektir. Öfkede başarısızlığın, suçlamanın ve sorumluluğun iki yönlü olduğunu fark etmek lazımdır. Meydana gelen şey, diğer kişinin suçu olmaktan çok, karmaşık iletişimin bir yerde arızalanmasıdır. Öfkenin sorumluluğunu üstlenmek çoğumuz için epeyce zaman alır. Önemli ölçüde olgunluk ve güç gerektirir. Diğer kişiyi suçlamak yerine bağışlama aşaması aslında kendimizi bağışlamasını öğrenmek ve öfkemizi içimizden atmaktır.

      Bu arada, bazı kişiler, öfkelerini korumak istedikleri için bu duygularını dile getirmek istemezler. Bu onlar için neredeyse bir yoldaş gibidir. Öfkeden arındıkları takdirde , diğer kişiyi cezalandırmak için gereken araçtan da yoksun kalırlar.  

      Biz rahatsız edici olayları '' hatırlarız '' ve bu anılar canlanınca, öfke duygularımız da canlanır. Kaydedilmiş anılardan oluşan bir '' hafıza bankamız '' vardır. Bu anılar için tek çözüm sorunun bir şekilde çözüme kavuşturulmasıdır.

      Öfkeden vazgeçip, birbirinize karşılıklı saygı göstermek ve sorunları çözecek diyaloglara başvurmak, duygusal anlamda huzura kavuşmanızı, benlik saygınızı yitirmemenizi ve yaşamdan zevk almanızı sağlayacaktır.

      Öfkeli olduğunuzda '' ben diliyle konuşarak '' aklınızda tutmanız gerekenler :

      Biliyorum, öfkeliyim, öfkelendiğimin farkındayım.

      Kızgınlığın, öfkenin sebebini kendimde aramam gerektiğini biliyorum.

      Öfkemi kendime ve çevreye zarar vermeden olumlu şekilde ifade edeceğim.

      Kim ne derse desin, bunun üzerinde çalışmaya niyetliyim.

      Olan olmuştur, dersimi aldım ve alacağım.

      Öfkemi korumaktansa bağışlama aşamasına ulaşmaya çalışacağım.

      Geçmişteki zorluklarla kafamı meşgul edeceğime herkesi ve her şeyi olduğu gibi kabul edeceğim.

      Yaşamımın iyiye, güzele, doğruya yönelmesinde yeni yollar araştıracağım.

      Bugün, yarınım için çalışacağım, hem kendime, hem de etrafımdakilere sorumlu davranacağım.

TÜM MAKALELER

YAZAR BİLGİLERİ

Uzm. Dr. Gülsüm Alev TANVERDİ
Psikiyatri Uzmanı